Astronomi

Neden Koloni Kurmalıyız ve Olası 3 Dünya

Yazan: Asya Demirkol                  Düzenleyen: Ümit Sözbilir

Özet: “Dünya insanlığın beşiğidir ama insanlık sonsuza kadar beşikte kalamaz.” demişti Sibiryalı roketçi Konstantin Tsiolkovsy. Haklıydı da, er ya da geç bu gezegeni terk etmek zorunda kalacağız. İkinci dünyamız olmaya aday olan yerler içinse uzağa gitmemize hiç gerek yok. Çünkü Güneş sistemimiz içinde olağanüstü yeni dünyalar mevcut.

Var olduğumuzdan bu yana gözümüz yıldızlarda oldu. Gökyüzünün ötesini merak edip, yıldızlara uzanmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ettik. Bu hayal, büyük düşünen insanlar tarafından fikirlere dönüştü ve fikirler de eylemlere dönüştüğünde aslında uzaya ulaşmanın o kadar da imkânsız olmadığını gördük. Şimdilerdeyse gözümüzü çok daha yükseklere dikip uzayda kolonileşmenin mümkün olup olmadığını sorguluyoruz. Ancak bu sorudan önce gelen ve kafaları karıştıran daha büyük bir soru mevcut: Uzayda kolonileşmemize gerek var mı, varsa neden bunu yapmalıyız? Dünya’da bile henüz işleri yoluna koyamamışken uzayda nasıl başımızın çaresine bakacağız? Cevap oldukça basit: deneyeceğiz.

NASA - Mars Missions
Mars’ta kurulacak bir koloninin olası görüntüsü. (Kaynak: NASA)

Kimileri için saçma ve gerçeklikten uzak ütopik bir fikir de olsa, uzayda kolonileşmemiz gerekiyor.  Dünya her ne kadar bizim için mükemmel bir yuva olsa da ne yazık ki sonsuza kadar üzerinde yaşayamayacağız ve eninde sonunda onu tüketeceğiz. Hatta şimdiden tüketmeye başladık bile. Maddi kaynaklarımız alarm vermeye başladı. Sebep olduğumuz iklim değişikliği kapıda, kutuplarda buz tabakası azalıyor, ormanlar yok oluyor, nüfus yoğunluğu olması gerekenin çok üstünde; hastalıklar, savaşlar, kıtlık ve su kaynaklarının tükenmesi her geçen gün bizi daha fazla tehdit ediyor. Bu nedenle de kolonileşmek hayatta kalıp türümüzün devamını sağlamak için tek seçenekmiş gibi görünüyor.

Ancak belirtilmelidir ki hayatta kalmak, yaşamak demek değildir. Aynı zamanda gerçekten yaşamak için de kolonileşmeliyiz. Uzay tüm ihtişamıyla etrafımızda dururken onu keşfetmezsek çok yazık etmiş olmaz mıyız? İçimizdeki merak ateşini harlamalı ve uzay macerasına atılmalıyız. Gideceğimiz her bir keşif, ayak basacağımız her bir gezegen ve tarih kitaplarına yazılacak her bir uçuş, bizden sonra gelen insanlara devam etmek için umut ve cesaret verecek. Bu konu hakkında Stephen Hawking’in oldukça anlamlı bir sözü bulunmakta:

“Evren zorlu ve yaman bir yerdir. Gezegenleri yutan yıldızlar, süpernova patlamalarının uzay boyunca yaydığı ölümcül ışınlar, birbirlerine çarpan kara delikler ve saniyede yüzlerce kilometrelik hızda hareket eden asteroitler. Bu fenomenler göz önünde bulundurulduğunda uzay pek de davetkâr bir yer gibi görünmez; ancak bunlar olduğumuz yerde kalmaktan ziyade, neden uzay macerasına atılmamız gerektiğinin bizatihi nedenleridir.”

Stephen Hawking, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar [1]

Neden kolonileşmemiz gerektiği kısmını açıkladık, şimdi nasıl yapacağımıza bir bakalım. Koloni dediğimiz unsur olağanüstü çaba ve maddi kaynak isteyen bir olgudur. Şu an için var olan teknolojimize baktığımızda da en azından bir 30 yıl boyunca büyük şeyler beklemek anlamsız olacaktır. Ancak yine de otuz yıl içerisinde Ay’da bir üs kurmayı, elli yıl içerisinde Mars’a ulaşmayı ve 200 yıl içerisinde diğer gezegenlerin uydularını keşfetmeyi başarabiliriz. Buradaki en önemli detay, kararlılığımız ve kuracağımız koloninin bağımsız olmasıdır. Çünkü herhangi bir güneş sisteminde koloni kurmanın temel anahtarı, kendini idame ettirebilmedir. Eğer ki kuracağımız koloni kendini destekleyemezse; yani enerjisini, yiyeceğini, kaynaklarını kendisi üretmezse eninde sonunda yok olacaktır. Bu nedenle koloninin uzun vadede varlığını sürdürebilmesi için Dünya’dan bağımsız olarak iş görmesi gerekir. Kuracağımız koloninin Dünya’dan bağımsız olabilmesi ve kendini idame ettirebilmesi için gereken kilit noktaysa mesafedir. Söz konusu uzay olduğunda, mesafeler oldukça can sıkıcı olabilmekte. Öyle ki, sadece güneş sisteminin dışına çıkmak bile ayrı bir dert. Örneğin 1977 yılında fırlatılan Voyager 2 uydusu tam 43 yıldır yolda fakat güneş sisteminin dışına çıkabilmek için 30.000 yıl daha gitmesi gerekiyor. Aynı şekilde bize en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’ye gitmek de bir hayli zahmetli. Doğrusu bu yıldız sistemine olan uzaklık o kadar fazla ki, insan ömründe oraya gidebilmek için uzay aracının neredeyse galaksideki tüm yıldızların kütleleri toplamı kadar yakıt taşıması lazım. Özet olarak yıldızlararası yolculuk yapmak hiç de pratik değil.

Alpha Centauri 4,367 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. (Kaynak: NASA)

Bu nedenle koloni kurmak için, en azından şimdilik, güneş sistemindeki olası yerleri değerlendirmemiz çok daha mantıklı. Akla ilk gelen yer ise biricik uydumuz Ay.

Ay’da Bir Koloni Kurmak Mümkün Mü?

Koloni denilince akla ilk olarak her ne kadar Mars gelse de aslında Ay hiç de fena bir aday değil. İlk ve en önemli sebep, Ay’ın hemen yanı başımızda olmasından kaynaklanıyor. Sadece birkaç günlük mesafede olan Ay’da bir koloni kurarsak, kullanılacak kaynaklar daha hızlı geliştirilecek ve çok daha az masraflı olacak.

Kısa mesafenin sağladığı bir diğer can kurtarıcı avantaj ise ışığın Ay’a sadece 1,3 saniyede ulaşması. Böylece gerçek zamanlıya yakın bir iletişim sağlanacak ve makineler uzaktan kontrol edilebilecek.

Ay’daki olası yapılaşmayı gösteren temsili bir resim. (Kaynak: astronomy.com)

Ay’a bu kadar kısa bir sürede ulaşmak, acil bir durumda gerekli malzemelerin hızlı bir şekilde tedarik edilmesine veya zorunlu bir durumda mürettebatın tahliyesine izin verecektir. Görüldüğü gibi, kısa mesafe bir koloni için hayat kurtaran bir detay olabilir. Karşılaştırma yapmak gerekirse Mars’a ulaşmak aylar sürer, 8 ila 40 dakikalık bir iletişim gecikmesi de makinelerin uzaktan kontrolüne izin vermez. Yani acil bir durum olduğunda ve Mars’taki mürettebatınız tehlikeye girdiğinde, yapacağınız tek şey en az 40 dakika beklemek olacaktır.

Şimdiyse can alıcı noktaya gelelim: Ay’ı nasıl kalıcı bir yuva haline getirebiliriz? İlk olarak enerji sorununu halletmemiz gerekecek. Koloni için gereken enerjiyi güneş ışığından sağlayabiliriz. Gündüzleri Ay yüzeyindeki sıcaklık 100°C’yi aşar, geceleri ise bu değer −180°C’ye kadar düşebilir. Kullanacağımız güneş panelleri gündüzleri Ay için enerji üretebilir fakat geceleri ne yapacağız? (Belirtilmelidir ki Ay’da gece ve gündüzler 13,65 Dünya günü sürer.) Bu konuda sonsuz ışığın zirvesi bize yardımcı olacak.

Sonsuz ışığın zirvesi Ay’da bulunan benzersiz bir konumdur. Güneş sisteminde şu ana kadar bildiğimiz güneşin hiç batmadığı tek yerdir. Japon uzay aracı SELENE, Ay’ın güney kutbunun yakınlarında, oldukça fazla güneş ışığı alan 4 tane sonsuz ışığın zirvesini keşfetti. Bu nedenle bu bölgeleri geceleri enerji üretmek için kullanabiliriz.

Ay yüzeyindeki sonsuz ışık zirveleri. (Kaynak: skyandtelescope.org)

Aynı şekilde, Ay’da sonsuz ışık bölgelerine benzer olarak kutupların yakınlarında bulunan kalıcı gölge bölgeleri de vardır. Bu bölgeler yaklaşık 2 milyon yıldır güneş ışığı almadığından, su da dahil olmak üzere uçucular (güneş ışığına maruz kaldığında uzayda buharlaşan kimyasallar) için harika bir tuzaktır. NASA’nın Mini-SAR radarını kullanan Hindistan’ın Chandrayaan-1 uzay aracı, bu bölgelerde su buzu içeren 40’tan fazla krater buldu. Yani Ay’da kurulacak olan koloni bu bölgelerdeki su buzunu kullanarak su elde edebilir, hatta oksijen dahi üretebilir.

Ay yüzeyinde sürekli gölgede kalan ve hiç güneş ışığı almayan kalıcı gölge bölgeleri. (Kaynak: NASA)

Görüldüğü gibi, Ay’da bir koloni kurmak o kadar da karmaşık ve zorlu gözükmemekte. Ancak halletmemiz gereken sorunlar hala var. Bunlardan en önemlisi Ay’ın bir atmosferinin bulunmaması. Ne yazık ki Ay hem atmosferden hem de güneş ışınım parçacıklarının yönünü saptıracak  Dünya’dakine benzer bir manyetik alandan yoksun. Dolayısıyla Ay’da bir koloni kuracaksak eğer, oldukça korunaklı yapılar inşa etmemiz gerekecek. Aksi taktirde meteorlar ve güneş ışınlarının radyasyonu hiç de misafirperver davranmayacaktır.

Burada belirtilmesi gereken en önemli soru ise şudur: Ay’ı gerçekten kalıcı bir yuva haline mi getirmeliyiz yoksa onu geçici bir üs olarak mı kullanmalıyız? Bariz olarak görülmektedir ki, Ay’ı geçici bir üs olarak kullanmak, uzaya atacağımız adımların çok daha emin ve güvenli olmasını sağlayacak yegâne şeydir. Özellikle Mars’a gitme yolundaki kilit kılavuzumuz Ay olacaktır. NASA astrobiyoloğu Chris McKay’in dediği gibi:

İlgilendiğim şey Ay değil. Bana göre Ay bir beton top kadar sıkıcı. Ancak önce Ay’da nasıl yapılacağını öğrenene kadar Mars’ta bir araştırma tabanımız olmayacak. Ay, Mars için kesinlikle bir kılavuz konumunda. [2].


Jatan Mehta, medium.com

Yani sonuç olarak, ilk önce Ay’da deneyimleyeceğiz, kendi gezegenimiz dışında bir yerde yaşamaya alışacağız ve gerçekten hazır olduğumuzda, güneş sistemine doğru emin adımlarla deneyimli kaşifler olarak ilerleyeceğiz.

Buz Dünyası Europa Yeni Evimiz Olabilir Mi?

Jüpiter, güneş sistemimizdeki gaz devlerinden bir tanesi. Kendisi ayak basacak katı bir yüzeye sahip değil bu nedenle de Jüpiter’i şu anlık sadece uzay araçlarıyla ziyaret etmek çok daha mantıklı. Ancak bu ihtişamlı gezegenin 60’tan fazla uydusu bulunmakta ve bu uydularından birkaç tanesi de yaşamın baş göstermesi için uygun koşullara sahip. Buz dünyası Europa gibi.

(Kaynak: NASA)

Son birkaç yıldır Europa üzerinde oldukça önemli araştırmalar yapılmakta. Bunun sebebi uydunun tuzlu su okyanusu ile kaplı olması. Europa’da var olan bu okyanuslar milyarlarca yıldan beri orada olabilirler. Muhtemelen bu okyanusların derinliği ve hacmi Dünya’da bulunan okyanuslardan çok daha fazla. Peki bu neden bir önem teşkil ediyor? Çünkü Dünya’da nerede su varsa orada hayat olur. Bilim insanları Europa’da bulunan okyanuslarda yaşam formları olabileceğini düşünmekte. Ancak yine de yaşam formlarının var olabilme ihtimali, insanlığın Europa’da hayatta kalabileceğini garanti etmiyor. Öyleyse bu ihtişamlı uyduyu evimiz haline getirebilir miyiz, bir bakalım:

Uydunun etrafı küresel bir tuzlu su okyanusu ile sarılmış durumdadır. Okyanusun üzerindeyse yüzey sıcaklığı −184°C’ye kadar düşen bir buz tabakası bulunmakta. Bilim insanlarının Europa’nın yüzeyi hakkında bildikleri oldukça sınırlı ve bilinen olgularda da büyük boşluklar mevcut. Şu ana kadar 8 uzay aracı uyduyu ziyaret etti ancak yüzeyin sadece %10 ila %15’i iyi bir çözünürlükte fotoğraflandı. Elimizde olan bilgilerden yola çıkarak yüzeyin nispeten pürüzsüz olduğunu söylemek mümkün. Öyle ki yüzey, büyük dağlardan ve kraterlerden yoksun bir durumda. Bunun en büyük sebebi ise Jüpiter’in çekim kuvveti nedeniyle konvektif okyanus hareketlerinin yüzey buzunu sürekli olarak geri dönüştürmesi. Yine de Europa’nın yüzeyi özelliksiz sayılmaz. Uydunun yüzeyinde buzdan çıkıntılar ve yüzeyi çaprazlayan çok sayıda çatlak var. “Herhangi bir yöne bakacak olsaydın, birkaç metreden daha yüksek olmayan küçük çıkıntılar görürdün.” diyor NASA astrobiyoloğu Steve Vance [3].

Peki böylesi bir yüzeyde, yerleşke kurmak için en iyi yer neresi olurdu? Hiç şüphesiz Europa’da bir üs kurmak için en iyi yer, uydu Jüpiter etrafındaki yörüngesinde ilerlerken gittiği yönde bir yer olur. Böylesi bir konumda Jüpiter, Dünya’dan gözüken Ay’ın 24 kat daha büyük versiyonu halinde gözükeceğinden manzara da bir hayli muhteşem olacaktır.

Europa’nın yüzeyinin tahmini bir görüntüsü.
(Kaynak: universetoday.com)

Ancak her planda olduğu gibi, Europa’da da bizi çözülmesi gereken bazı problemler beklemekte. İlki ise şiddetli soğuk ve radyasyon. Ekvatorun yakınlarında ortalama sıcaklık −160°C olurken kutuplarda bu değer −220°C’lere kadar iniyor. Bu nedenle Europa’da kuracağımız koloninin kalacağı sığınaklar korunaklı ve sağlam yapılar olmalı. Tabi bu çözüm bir hayli pahalıya mal olabilir.

Bir diğer önemli noktaysa atmosfer. Evet, Europa bir atmosfere sahip ama bu atmosfer çok ince. Bu nedenle tıpkı Ay’da olduğu gibi bu uyduda da hava, rüzgâr ve gök olayları mevcut değil.

 Son ve en önemlisi, Europa’nın yaşam barındırma olasılığı. Uydunun buzlu yüzeyinin altında bir hayat varsa, mikroskobik ölçekte bile olsa tetikte olmalıyız. Vücudumuzun o canlı türüne nasıl tepki vereceğini bilemeyiz, karşılıklı olarak etkileşimin ne gibi sonuçlar doğuracağını önceden kestiremeyiz ve tüm insanlığı ya da bir başka canlı türünü tehlikeye atacak herhangi bir harekette bulunmak da istemeyiz. Bu nedenle biz gitmeden önce uzay araçlarıyla uyduyu inceleyip elde edilen sonuçlara göre bir koloni inşa etmeliyiz. Aksi taktirde koloninin uzun ömürlü olması beklenmeyecektir. Deneyip, cesaret edip görmeliyiz.

Jüpiter’den çıkan radyasyon Europa’nın yüzeyindeki molekülleri yok edebiliyor. (Kaynak: NASA)

Satürn’ün Devi Titan Büyük Umut Vadediyor

Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan, güneş sistemimizdeki en büyük ikinci uydu. Ay’dan hatta Merkür’den bile büyük olan bu ihtişamlı dünya, bazı bilim insanlarına göre insan ırkının koloni kurabileceği en iyi yer.

Titan, Satürn’le gelgitle senkronize rotasyonuna kilitlenmiştir ve yörüngesini tamamlarken devamlı bir yüzü gezegene dönüktür. Yani Titan’ın bir yarım küresinde yaşayan insanlar Satürn’ün nefes kesen görüntüsüne şahit olacaklar. (Kaynak: NASA)

 Bunun ilk ve en büyük sebebi ise Titan’ın bir atmosfere sahip olması. Bu atmosfer Europa’daki gibi ince değil, aksine oldukça kalın ve koruyucu bir özelliğe sahip. Öyle ki güneş sistemi içerisinde böylesine yoğun bir atmosfere sahip olan tek yer Titan. Dolayısıyla Titan’ın yüzeyinde hantal bir basınç kıyafetiyle dolaşmak zorunda değilsiniz.

Diğer bir avantaj ise, uzaydan gelen zararlı ışınların gazabından bizi koruyacak olması. Herkesin bildiği gibi uzay radyasyonu ölümcüldür. Güneş’ten gelen enerji parçacıkları, gök adalar arası kozmik ışınlar, insan dokusuna nüfuz ederek kansere ve bilişsel bozukluklara sebep olur.  Ancak bu parçacıklar Titan’ın yüzeyine ulaşamazlar, atmosfer tarafından soğurulur. Bu da orada kurulacak olan koloninin hayatta kalmasını sağlar.

Titan ve arkasında Satürn’ün bir diğer uydusu Tethys. (Kaynak: NASA)

Birçok bakımdan, Satürn’ün en büyük uydusu Titan, şu ana kadar bulduğumuz en dünya benzeri yerlerden biri. Kalın atmosferi ve organik olarak zengin kimyasıyla  Titan, Dünya’nın hayatın başlayıp atmosfere oksijen salınmadan birkaç milyon yıl önceki versiyonuna benziyor.


Amanda Kooser, cnet.com

diyor NASA [4].

NASA’nın da yukarıda belirttiği gibi Titan hakkındaki diğer hayat kurtarıcı detay zengin bir kimyaya sahip olması. Bu uydu adeta bir hidrokarbon deposu. Cassini uzay aracının elde ettiği bilgilere göre Titan’ın yüzeyi sıvı etan ve metandan oluşan akarsu ve göllere şekillenmiş durumda. Peki bizim bundan çıkarımız ne olacak? Hemen izah edelim: Bir koloninin uzun vadede başarılı olabilmesi için gereken en önemli şeylerden biri de enerjiydi. Eğer koloni kendi enerjisini üretemezse Dünya’ya bağımlı hale gelir ve kısa bir süre sonra da devamlılık sağlayamaz duruma gelir. İşte, burada devreye hidrokarbonlar giriyor. Yapılan araştırmalara göre Titan’ın Dünya’daki bilinen tüm petrol ve doğal gaz rezervlerinden yüzlerce kat daha fazla sıvı hidrokarbona sahip. İnsanlar bu hidrokarbonu kullanarak koloni için enerji üretebilirler. Hatta hidrokarbonları kullanarak plastikten bir habitat inşa etmek bile olasılıklar içerisinde.

NASA’da çalışan gezegen bilimci Amanda Hendrix, bugün elimizde olan teknolojiyi kullanarak enerji üretmenin mümkün olduğunu söylüyor.  Ancak hala yapılması gereken çok şey var. Örneğin; hidroelektrik enerjisi için topoğrafyaları ve akış hızları da dahil olmak üzere Titan’ın bol göl bölgelerinin daha iyi bir şekilde haritalanması gerekiyor.

Her ne kadar bu olağanüstü uydu doğru yer gibi gözükse de üstesinden gelinmesi gereken pek çok engel var. Örneğin; insanların üreme süreci mikro yer çekiminde başarılı olabilecek mi? Ayrıca Titan’da, Dünya’da yaptığımız gibi bitkileri kullanarak yiyecek yetiştirmek de verimli olmayacaktır çünkü Titan’ın yüzeyine güneş akısı oldukça düşük bir değerde ulaşır. Dolayısıyla Titan’da yaşayacak olan insanlar biyoteknolojiye ve geleneksel olmayan gıdalara ihtiyaç duyacaklar.

Titan’ın yüzeyinin ilk renkli fotoğrafı. (Kaynak: NASA)

Görüldüğü üzere incelediğimiz 3 ayrı dünyanın üçü de olağanüstü gizemlerle, olanaklarla ve zorluklarla dolu. Ancak bu buzdağının sadece görünen yüzü. Evren, milyonlarca gezegen ve uydularla, onu keşfetmemiz için beklemekte. Zor olacak, kayıplar vereceğiz, bazen şüphe duyacağız, başarısızlığa uğrayacağız, Dünya’da kalmamız gerektiğini savunanlar olacak ama biz yine de deneyeceğiz. Çünkü zorundayız. Uzay yanı başımızda dururken onu keşfetmezsek çok yazık olmaz mı? Stephen Hawking’in dediği gibi:

Uzaya yayılmamız Dünya üzerindeki ivedi problemlerimizi çözmeyecektir, ancak söz konusu problemlere yeni bir perspektiften bakmamızı sağlayacak ve bunlara içerden değil, daha ziyade dışardan bakmamıza neden olacaktır. Yeni bir çağın eşiğinde duruyoruz. Başka gezegenlerde insan kolonileri kurmak artık bir bilimkurgu değil. Aksine bu bilimsel bir gerçeklik haline gelebilir. İnsanlık bir milyon yıl daha devam ederse, geleceğimiz daha önce hiç kimsenin gitmediği yerlere cesurca gitmekte saklı olacak. En iyisini umut ediyorum. Böyle yapmak da zorundayım. Zira başka seçeneğimiz yok [5].

Stephen Hawking, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar
Kaynak
Krishna Swapna, Science vs. The Expanse: Is It Possible to Colonize Our Solar System?, (Erişim Tarihi: 5.07.2020)Hawking Stephen, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar, Ocak 2019, ALFA yayınevi, (ss: 154)Tübitak, Voyager Yıldızlarası Uzayda, (Erişim Tarihi: 7.07.2020)Hawking Stephen, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar, Ocak 2019, ALFA yayınevi, (ss: 160)McDonald Fiona, NASA Scientists Say We Could Colonise The Moon by 2022... For Just $10 Billion,(Erişim Tarihi: 16.07.2020) Castro Joseph, What Would It Be Like to Live on Jupiter's Moon Europa?, NASA, (Erişim Tarihi:17.07.2020)Popular Science, Güneş Sistemine Derinlemesine Bakış- Titan'ın Keşfi, (Erişim Tarihi: 19.07.2020)1) Hawking Stephen, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar, Ocak 2019, ALFA yayınevi, (ss: 158)2) Mehta Jatan, How to colonize the Moon?, (Erişim Tarihi: 16.07.2020)3) Howell Elizabeth, Future Space Colony? Maybe We Should Look Beyond Mars to Saturn's Titan Moon, (Erişim Tarihi: 17.07.2020)4) Kooser Amanda, NASA engineer looks to Saturn moon Titan for human colony, (Erişim Tarihi:18.07.2020)5) Hawking Stephen, Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar, Ocak 2019, ALFA yayınevi, (ss: 163)
Etiketler

Asya Demirkol

Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri öğrencisi olan, kendini bildi bileli uzaya çıkmak isteyen, kısacası uzay manyağı bir astronom adayı. Şu an hayallerinin peşinde ve her zaman da öyle olacak.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sunucu masrafı kardeşim biliyorsun ekonomiyi 🙃 💸