Birlik Anlayışı Olan İnsanlar Daha Fazla Yaşam Memnuniyeti ile Yaşıyor

Yazar: Laura Marie Edinger-Schons
Çeviren: Sevde Ot
Düzenleyen: Ümit Sözbilir

Özet: Bir olma inancının, insanların hayattan aldıkları zevki ve memnuniyeti olumlu yönde etkilediği düşünülüyor. Bir olma veya birlik olmaya olan inançları daha kuvvetli insanlar diğer insanlara göre hayattan daha fazla tat alıyor ve genç yaşta akademik başarı, yaşlılık döneminde daha sağlıklı olma gibi olumlu etkileri tecrübe ediyorlar.

Amerikan Psikoloji Derneği tarafından yayımlanan araştırmaya göre dünyadaki her şeyin birbirine bağlı ve birbiriyle ilgili bir olma fikrine inanan insanlar, bir dine mensup olup olmamaları gözetilmeksizin, inanmayanlara göre daha fazla yaşam doyumu gösteriyorlar.

Giriş

Mannheim Üniversitesinde görev alan ve makalenin başyazarı olan Dr. Laura Marie Edinger-Schons “İlahî bir ilkeyle, yaşamla, dünyayla, diğer insanlarla ve hatta faaliyetlerle bir olma hissi çeşitli dinî geleneklerde ve aynı zamanda farklı disiplinlerden çok çeşitli bilimsel araştırmalarda tartışıldı.” diyor ve şöyle ekliyor “Yapılan çalışmanın sonuçları, dinî inançlar üzerinden kurulanlar da dâhil olmak üzere bir olma inancının yaşam doyumu üzerindeki olumlu etkilerini ortaya çıkartmıştır.”

Araştırma Psychology of Religion and Spirituality® dergisinde yayımlandı.

Edinger-Schons, Almanya’da yaklaşık 75.000 kişiyi kapsayan iki anket çalışması yürüttü. Üniversite ve bir şirket arasında iş birliği projesinin bir parçası olarak toplanmış 7.000’den fazla katılımcının olduğu birinci ankette, bu katılımcıların birliğe olan inançlarını ölçmek için tasarlanmış bir dizi ifadeye yanıt vermeleri istendi (Örnek: “Dünyadaki her şeyin ortak bir ilkeye dayandığına inanıyorum.” ya da “Dünyadaki her şey birbirine bağlı ve birbirinden etkileniyor.”). Yaşam doyumunun yanı sıra sosyal bağlılık, doğaya bağlılık ve empati gibi birlik ile ilişkili diğer kavramları ölçen maddelere de yanıt vermeleri istendi.

Edinger-Schons, bir olma ölçeğindeki puanlar ile bir olma ile ilişkili kavramlar arasında önemli bir bağıntı buldu ve bunun kavramın geçerli bir ölçütü olduğunu öne sürdü. Daha da önemlisi, daha yüksek bir olma puanına sahip insanların önemli ölçüde daha yüksek yaşam doyumu gösterdiğini de buldu.

Bir olma puanlarının yapısının zamanla değişen mi yoksa sabit mi olduğunu belirlemek için 6 hafta sonra aynı anket aynı insanlara tekrar uygulandı. 3.000 küsur kişinin dönüş yapmasına rağmen Edinger-Schons hâlâ bir olma inançlarının önemli bir şekilde değişmediğini ve bu yüzden zamanla sabit olabileceğini buldu.

İnancın Etkisi

Edinger-Schons “Açıkçası bir olma inancı, duruma özgü bir duygu veya ruh halinden daha fazlası ve daha çok hayata karşı genel bir tavrı temsil ediyor gibi görünüyor.” diye açıkladı.

Bir kez daha, yaşam doyumu ve bir olma inancı arasında bir ilişki olduğunu buldu. Hayattan genel olarak memnun olmak kendi içinde ödüllendirici olsa da Edinger-Schons’a göre araştırmalar, daha yüksek yaşam doyumu olan insanların genç yaşlarda yüksek akademik performans ve yaşlılıkta daha iyi sağlık gibi bazı ek faydalar da tecrübe ettiğini gösterdi.

67.000’den fazla insanın dâhil olduğu ikinci ankette Edinger-Schons, bir olma inançlarının kişilerin yaşam doyumunu dinin etkisinin ötesinde açıklayıp açıklayamadığına baktı. Çoğu araştırma din ve yaşam doyumu arasındaki ilişki üzerinde yapıldı ama Edinger-Schons çalışmada değinilmemiş başka bir şeylerin olup olmadığını merak etti. Özellikle hipotezi, bir olma inancının insanların yaşamdan duydukları memnuniyeti dinden bile daha iyi açıklayabileceğiydi.

Edinger-Schons “Çeşitli felsefi ve dinî metinlerdeki ana fikrin bir olma fikri olduğunu fark ettim.” dedi ve ekledi “Boş zamanlarımda; yoga, meditasyon, Capoeira[1] ve sörf yapmaktan hoşlanıyorum ve tüm bunların hayatla veya doğayla bir olma ya da sadece aktiviteyle bir akış hâlini deneyimleme olarak tanımlanabilecek deneyimlere yol açtığı söyleniyor. Yüksek bir olma inancının dinden bağımsız bir şey olma ihtimalini ve bunun yaşam doyumunu nasıl etkileyebileceğini merak ediyordum.”

Katılımcılar; Protestan mezhepleri, Katoliklik, Yahudilik, İslam, Hinduizm ve Budizm dâhil çeşitli dinî arka planlara sahipler. İnançlarını tanımlayan bu insanların çeyreğinden fazlası kendilerinin ateist olduklarını söylediler.

Bir olma puanları, dine göre değiştikleri hâlde (Müslümanlar en yüksek ortanca puana sahipken ateistler en düşük puana sahipti.) yaşam doyumunun öngörücüsü olma konusunda dinî inançlardan çok daha iyiydiler.

“Örneklemdeki en düşük bir olma puanına ateistlerin sahip olmasını şaşırtıcı bulmadım ama beni şaşırtan şey bir olma inancının aslında çeşitli dinî mensubiyetlerde çok farklı olmasıydı ve Müslümanların en yüksek seviyeye sahip olmasıydı.” dedi ve şöyle ekledi: “Ayrıca bir olma inancı göz önüne alındığında dinî aidiyetin hayattaki birçok pozitif etkisi ortadan kalktı.”

İnsanlar Bir Olmak İçin Farklı Uğraşlarla İlgileniyor

Edinger-Schons “Bugün birçok insan aksiyon sporları, meditasyon, yoga ve birlik veya akış durumuna ulaşmayı amaçlayan başka etkinlikler yapıyor. Her şeyin bir olduğuna dair genel inancı güçlendirmek insanların hayatlarını geliştirmeye yönelik potansiyele sahip ve bu geleneksel dinî inançlardan ve yaşam doyumunu iyileştirme uygulamalarından daha etkili bile olabilir.” dedi.

Bütün katılımcılar Almanya’dan geldiği için bu etkinin diğer ülkelerin sakinlerine uyarlanıp uyarlanmayacağının belirsizdir. Yazar bu kısmın altını çizdi ve daha fazla araştırmanın yapılmasını önerdi.


[1] Brezilyalı kölelerin muhtemelen 16. yüzyılda ortaya çıkardıkları, spor ve müzik içeren bir savaş sanatı.

Yoluyla
https://www.apa.org/news/press/releases/2019/04/greater-life-satisfaction

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu