PsikolojiFelsefeSosyoloji

Bilimin En Büyük Düşmanı

Yazan: Arne May

Çeviren: İrfan Karabacak

Düzenleyen: Alper Topal

Özet: Bilimin birçok düşmanı vardır ve akademik dergilerin editörleri yüksek standartlara sıkı sıkıya bağlı kalarak her birini denetlemeye çalışır fakat bir çalışma iyi kontrol edilmiş ve kaliteli olsa dahi bunların dışında bir engele takılabilir. Bu engel, “kişisel inanç”tır.

Bilimin birçok düşmanı vardır ve akademik dergilerin editörleri her zaman kalite kontrolünün her alanında yüksek standartlara sıkı sıkıya bağlı kalarak her birini denetlemeye çalışırlar [1]. Bilim icra etmek ve bilimsel bir yayın ortaya çıkarmak katı kurallara tabidir. Bunun nedeni kanıtların, yani verilerin ancak doğruysa anlamlı olmasıdır [2] fakat neyin doğru olduğuna kim karar verir? Neyin doğru olduğunu bilmememiz ve dahası muhtemelen bunu başaramayacak olmamız bilimin doğasında var olan bir sorundur. Bilim şüphelerle yaşar. İyi bir bilim insanı kendisinin yanılmış olabileceğini kabullenen ilk kişidir [3] ve çağlar boyu hayatta kalan tek bir doğruluk yapısı yoktur. Bilime “iyi ve daha iyi fikirler arasında bitmeyen bir savaş” olarak bakılabilir; örneğin Thomas Kuhn’un düşündüğü gibi, mevcut güncel fikir, gelecekte geçmişin bir hatası olacaktır [4]. Bundan farklı olarak; bilim, “hakikat”e en yakın olmak ve birbirlerine karşı zafer kazanmak için durmadan veri toplayan düşünce ekolleri1 arasındaki bir müzakere olarak anlaşılır. Hangi ekol olursa olsun, her şey verilere ve bunların yorumlanmasına bağlıdır. Bir bilim insanının bir zamanlar dediği gibi: “Herhangi bir yorumu tartışabilirsiniz, ancak veriyi tartışamazsınız.” İster yapbozun küçük bir parçasıyla ilgili olsun ister bir sebep veya bir tedavi hakkındaki düşüncelerimizi değiştirmekle ilgili olsun, her şey verilerle ve dolayısıyla bu verilerin toplanmasıyla birlikte ayakta kalır ve yıkılır. Dahası, bilimin en büyük düşmanı dışında her şeyin kökü burada yatmaktadır: Bu verilerin kalitesi.

Bilimin düşmanları gerçekten de sayısızdır: Bunlar, önceden belirlenmiş eksik bir hipotez, sıra ve zaman etkilerinin göz ardı edilmesi, eksik bir kontrol veya plasebo grubu, çok küçük örneklem sayısı, yöntemlerin yetersiz açıklanması, yetersiz istatistikler, eksik güç analizi, çoklu karşılaştırmalar için kontrol eksikliği, kayıp veya beklenen sonucu vermeyen verileri raporlamama ve tabii ki veri veya sonuçların açık bir şekilde sahtekârlığıdır. Bilim; istatistik kuralları ve raporlama standartları gibi, yukarıda bahsedilen her noktayı kontrol etmek için sayısız strateji ve araç geliştirmiştir. Bu noktalar oldukça açık bir şekilde ifade edilirse söz konusu tehlikelerden hangisinin bilim için en kötü olduğu merak edilebilir. Bu konuların her biri bilime derinden zarar verdiği için bu soru aptalca gözükebilir ama bunların hiçbiri en kötüsü değildir.

Bilimin en büyük düşmanı “kişisel inanç”tır. İyi kontrol edilmiş, en tiziz ve şeffaf veriler bile bir inançla karşılaştığında ilgi görmeyecektir. İnanç veriye ihtiyaç duymaz. İnanan biri kendi hâlinden memnun olduğu için inancın tartışmaya ihtiyacı yoktur. Gerçek şu ki, doğrunun ne olduğu konusu sadece bilim dallarında değil hayatımızın her alanında vardır ve nereye bakarsak bakalım doğrunun ne olduğu konusunda sürekli bir tartışma ve mücadele görebiliriz. Konuyu aydınlatmak için tıp alanından baş ağrısı araştırmalarını örnek verelim. Modern baş ağrısı araştırmalarının öncüsü [5] olarak kabul edilen Harold Wolff’un çok önemli kitabından [6] beri var olan bir soru şudur: Migren gibi birincil baş ağrıları vasküler (damarla ilgili) midir, değil midir? İki düşünce ekolünden biri intrakraniyal (kafatası içi) damar davranışının migrenin birçok yönünü açıkladığını ve bu sebeple tedavinin bu damarları birincil hedef olarak alması gerektiğini savunurken [7] [8] [9] diğeri merkezî (beyin) tepkilerin ve homeostazın2 migrenin birçok yerini açıkladığını ve bu sebeple tedavinin sinir sistemini hedeflemesi gerektiğini savunur [10] [11] [12].

Bu neden iyi bir örnek? Kısa bir süre önce, yukarıda belirtilen bakış açılarından biri için geçerli veriler sunan bir çalışmayı ele alan bir derleme makalesi sunuldu. Hakemlerden biri birkaç argüman ve sorun belirtmiş, şu sonuca vararak ret vermiştir: “Ben buna inanmıyorum.”

Eğer hakemlerimiz, meslektaşlarımız ve topluluğumuz argümana inanmadıkları için verinin geçersiz olduğu düşüncesinde olurlarsa sinir bilimcilerin ve doktorların konunun derinliklerine inmelerini, hatta bilim için para ödeyen toplumun bilimsel otoritemizi kabul etmesini nasıl bekleyebiliriz? Bilim, inanç tarafından durdurulduğunda nasıl gelişebilir?

Bu, hepimiz için gerçek bir tehdittir ve doğru olmayan şeyin “alternatif gerçekler” olarak yeniden etiketlenmesiyle başarılarımız elimizden uçup gidebilir. Sorun, tükenmişlik ve düşünme tembelliğidir; sorun, diğer insanların bakış açılarını dinleme zahmetine bile girmeyen bir zihin yorgunluğudur. Birlikte durmalı ve verilerin gerçekten önemli olduğu konusunda her zaman mücadele etmeliyiz.

Hepimizin çok fazla yayın yaptığına şüphe yok ve “salam dilimleme taktiği3” olarak adlandırılanlar bu sorunun sadece küçük bir parçası. Ayrıca, kötü rapor edilen bilimin ve sahtekârlığın var olduğuna dair de hiçbir şüphe yoktur. Bu, tespit etmemiz ve mücadele etmemiz gereken bir şey. Bilim ve bilimsel içeriğin raporlanması çaba gerektirir [13]. Dün elde ettiğimiz başarıdan daha da iyisini elde etmek için sürekli ve durmadan çalışmalıyız. Anahtar, ölçülülük ve güvenilirliktir. Bilim insanları, toplumun çalışmalarına verdiği güveni kazanmak için sürekli olarak güvenilirlikleri üzerinde çalışmalıdır. Bunu da şu basit yöntem ile başarabilirler: Veriler herkesin tekrarlayabileceği şekilde üretilmeli ve raporlanmalıdır. Eğer veriler tekrar tekrar yeniden üretilirse mevcut düşünce tarzımızı temsil etmeleri daha olasıdır. İşte bilim bununla ilgilidir. Bu, bizim düşünme ve dolayısıyla davranış biçimimizdir. Bilimin dayandığı bütünlüğü hep birlikte savunalım.


1 Bir grup insanın bir konu hakkında paylaştığı bir dizi fikir veya görüş. (Kaynak: Cambridge Dictionary)

2 Canlının iç ortamındaki tüm süreçler (ör. beden sıcaklığı, su-tuz dengesi, asit-baz dengesi, kan şekeri düzeyi) açısından sağlanan denge durumu. Bu denge, iç ve dış ortamdaki değişikliklerin duyu organları ve reseptörler aracılığıyla izlenmesini ve bedensel süreçlerin gerekli şekilde ayarlanmasını içerir. (Kaynak: psikolojisozlugu.com)

3 Salam dilimleme (bölerek yayımlama): Tek bir araştırmadan normal şartlarda bir yayın çıkacakken çıkan sonuçları yapay olarak bölerek birden fazla yayın çıkartmak [14].

Yoluyla
May, A. (2020). The worst enemy of science. Cephalalgia, 40(10), 1015-1016.
Referanslar
[1] May, A. (2016). Letter from the editor-in-chief. Cephalalgia, 36, 3-4. [2] Aristotle, A. (1933). Metaphysics. Cambridge, MA: Harvard University Press.[3] Popper, K. R. (2013). The open society and its enemies. Princeton, NJ: Princeton University Press. [4] Kuhn, T. S. (2012). The structure of scientific revolutions. Chicago, IL: University of Chicago Press.[5] Talbott, J. H. (1962). Harold G. Wolff, M.D. 1898-1962. Archives of Neurolgy, 6(4), 259-260. [6] Wolff, H. G. (1963). Headache and other head pain. New York: Oxford University Press.[7] Olesen, J. (1991). Cerebral and extracranial circulatory disturbances in migraine: Pathophysiological implications. Cerebrovasc Brain Metab Rev, 3(1), 1-28. [8] Ashina, M., Hansen, J. M., Do, T. P., Melo-Carrillo, A., Burstein, R., & Moskowitz, M. A. (2019). Migraine and the trigeminovascular system—40 years and counting. The Lancet Neurology, 18(8), 795-804. [9] Burstein, R., Noseda, R., & Borsook, D. (2015). Migraine: multiple processes, complex pathophysiology. Journal of Neuroscience, 35(17), 6619-6629. [10] Goadsby, P. J. (2009) The vascular theory of migraine – a great story wrecked by the facts. Brain, 132(1), 6-7. [11] Schulte, L. H. & May, A. (2016). The migraine generator revisited: Continuous scanning of the migraine cycle over 30 days and three spontaneous attacks. Brain, 139(7), 1987-1993. [12] Weiller, C., May, A., Limmroth, V. A., Jüptner, M., Kaube, H., Schayck, R. V., Coenen H. H., & Dlener, H. C. (1995). Brain stem activation in spontaneous human migraine attacks. Nature Medicine, 1(7), 658-660. [13] Berg, J. (2018). Imagine a world without facts. Science, 362(6413), 379-379. [14] Büken, N. Ö. (2022, 4 Ekim). Yayın etiği ve isim hakkı [PowerPoint slides].

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu