AstronomiFizikÖzgün İçerik

Evrende Yalnız Olabilir miyiz?

Yazan: Hande Çendik

Düzenleyen: Ümit Sözbilir & Melisa Acar

Özet: “Evrende yalnız mıyız?” sorusu insanları hep meşgul etmiş, kafalarda soru işareti yaratmıştır. Peki gerçekten yalnız mıyız? Bir grup araştırmacı bu sorunun üzerine gitmiş ve bugün hâlâ çalışmalara devam eden SETI topluluğunu kurmuştur. Bu yazımızda Dünya dışındaki akıllı yaşamı araştıran kurumları, yapılan çalışmaları ve en son hangi aşamada olduğumuzu derledik.

UFO’lar[1]gerçek mi? Uzaylılar gerçekten var mı? Evrende yalnız mıyız? Bizden başka canlılar da var mı? Bu sorular her dönem insanları meşgul etmiş hatta kitaplara, dizilere, filmlere konu olmuştur. Çeşitli tasvirler yapılmış, toplumların mitlerine yansımış, dilden dile dolaşan efsaneler hâline gelmiş, milyonların ilgisini çekmiştir.

Peki hayatımızı bu kadar etkileyen bir konuda bugüne kadar kafamızdaki soru işaretlerine cevap olacak hiçbir bilimsel araştırma yapılmadı mı? Tabii ki yapıldı! Nitelikli insan gücüyle bu soruların cevapları için çalışmalar yürüten SETI[2] Enstitüsü tam da bu amaca hizmet etmek için kuruldu. 30 yılı aşkın süredir çalışmalarına devam eden kurum bugün hâlâ etkin olarak çalışmaktadır.

Ames Araştırma Merkezini Tanıyalım

SETI Enstitüsünden bahsetmeden önce NASA’nın Silikon Vadisi’nde bulunan Ames Araştırma Merkezine gidelim. Bu merkez Dünya’nın en büyük rüzgâr tüneline, NASA’nın en hızlı çalışan bilgisayarlarına ve daha birçok güncel teknolojiye sahiptir. Hatta bu merkez Steve Jobs’a dahi ilham vermiş; buraya gerçekleştirdiği bir ziyaret, bilgisayarlara karşı olan tutkusunu başlatmıştır.

Neredeyse her uzay uçuşunda Ames’in katkıları vardır. Uçuş araçları, askeri ve sivil uçaklar, dronelar, roketler burada test edilmektedir. Bu testlerden elde edilen veriler incelenmekte ve ileriki projelerde kullanılmak üzere geliştirilmektedir. Hatta Cruosity gibi dev projelerde de bu merkezin imzasını görmek mümkündür.

Uçuşların yanı sıra temelde sekiz başlık altında farklı çalışmalar da yürütülüyor. Hava trafik yönetiminden uzay görevlerine kadar geniş bir çalışma alanı bulunan merkezde bir de “Astrobiyoloji ve Yaşam Bilimleri” adı altında çalışmalar sürüyor. Dünya dışındaki yaşamı araştıran çalışmalar yapılıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu yani ISS’de ve Ay’da yapılan deneylerle dünya dışında hayatın nasıl olacağı hakkında bilgiler toplanıyor. Güneş Sistemi ve ötesinde yaşamın kökenleri aranıyor. İşte bu arayış zamanla gelişerek SETI’nin kurulmasına vesile oluyor.

Ames Araştırma Merkezi (Kaynak: NASA)

SETI Kuruluyor

SETI’deki araştırmalardan önce NASA Ames, Dünya dışı araştırmalara öncülük ediyordu. Ames Araştırma Merkezinde çalışan bir şef ve birkaç bilim insanı bir araya gelip projenin kaynağını büyütmeye ve araştırma odaklı kâr amacı gütmeyen bir kuruluşa yani SETI’nin kurulmasına karar veriyorlar. “Search for Extraterrestrial Intelligence” (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırmaları) kelimelerinin baş harflerinden oluşan enstitüde Carl Sagan gibi astronomiye katkıları olan birçok bilim insanı görev almıştır.

Enstitüde yapılan çalışmaları daha iyi tanımlayalım. Enstitüde özetle evrendeki yaşamın anlaşılmasıyla ilgili çalışmalar, disiplinlerarası ortak çalışmalarla desteklenmektedir. Aynı zamanda “Evrende yalnız mıyız?” sorusuna cevap aramaktadırlar. Bunların yanı sıra gelecek nesil de merak uyandırarak çalışmalara devam etmektedirler. Üç temel alanda çalışmalar yürütmektedirler; astrobiyoloji, STEM ve Dünya dışındaki akıllı yaşam araştırmaları.

Evrende Yaşam Arayışımız

Astrobiyoloji, evrendeki yaşamı anlamak için astronomi, kimya, biyoloji, jeoloji gibi temel bilimlerin ortak çalışmalarıyla yürütülen disiplinlerarası çalışmalardır. “Yaşamın başlangıcı nasıldır? Evrende yaşam ne kadar yaygındır? Dünya dışındaki yaşam nasıl tespit edilir?” Bu soruların cevapları için de bilim insanlarının çalışmaları sürmektedir.

En çok merak edilen soruya gelelim: “Dünya dışında herhangi bir yaşamın izi bulundu mu?” Maalesef cevap şimdilik hayır gibi gözüküyor. Her ne kadar şu ana kadar herhangi bir yaşam belirtisi bulamamış olsalar da bilim insanları gelişen teknolojiyle önümüzdeki yirmi yıl içerisinde bir ipucu bulabileceklerinden oldukça eminler.

Bu arayışta ilk hedefimiz Mars. Hem bize yakın oluşundan hem de geçmişte üzerinde sıvı suyun bulunduğuna dair kanıtların olmasından dolayı bilim insanları araştırmalarında özellikle Mars’ı hedef alıyorlar. Mars dışında Europa, Titan ve Enceladus gibi uydular da araştırmacıların dikkatini çekmektedir. Fakat Dünya’ya Mars’tan da uzak olduklarından henüz yapılan çalışmalar buraya yoğunlaşmamıştır.

Europa’nın Dünya’daki okyanuslardan daha fazla sıvı suyu barındırdığını biliyoruz ama o suya ulaşmak için önce kalın bir buz katmanını geçmemiz gerekiyor. Enceladus’un ise Satürn ile olan çekim kuvvetinden dolayı yüzeyinden sular fışkırttığını biliyoruz. Bir uzay aracıyla buradan örnek alınıp sıvının içeriği incelenebilir. Titan’ın yüzeyinde sıvı göller olduğunu biliyoruz. Ama bu göller maalesef su değil sıvı etan ve metan gölleri. Yine de bu organik bileşikler yaşamın varlığına dair ipucu olabilir.

Europa’nın yüzeyi (Kaynak: SETI)

Mars için özel bir başlık açacak olursak Mars’da doğrudan “yaşamı” arayan ilk görev Viking’di. Elde ettiği sonuçlardan Dünya’dakine benzer bir yaşamın olmadığını biliyoruz. Cruosity ise Mars’ın yaşanılabilirliğini araştırmak için gönderildi. Bulunan su izlerinden milyarlarca yıl önce Mars’ta yaşam olduğu söylenebilir. Yakın zamanda Mars yüzeyine iniş yapan Perseverance ise bir zamanlar göl olduğunu bildiğimiz Jezero Krateri’nde toprağı inceleyecek ve bize burada daha önceden mikrobiyal bir yaşamın olup olmadığını söyleyecek.

Mars’ın görüntüsü (Kaynak: NASA)

Güneş sistemimizden uzaklaşıp biraz da gök adamıza açılalım. Kepler Uzay Teleskobu Samanyolu’nda dört binden fazla ötegezegeni keşfetti. Ötegezegen kısaca Dünya benzeri, yaklaşık Dünya ile aynı boyutta ve aynı sıcaklığa sahip, bizim sistemimizde olduğu gibi kendi yıldızı etrafında dolanan gezegenlerdir. Bu bilgiler de bize o gezegende yaşamın olabileceği ihtimalinin bilgisini verir. Fakat bulunan bu gezegenlerin yıldızlarına olan uzaklığından suyu sıvı halde tutacak sıcaklıklarını bilsek de atmosferlerinin bileşenleri hakkında bilgimiz olmadığı için yaşanılabilirliği hakkında yorum yapamıyoruz.

İkinci çalışma alanı olan STEM; İngilizce “Science, Technology, Engineering and Math” (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) kelimelerinin baş harflerinin birleşiminden oluşur. Enstitüde yapılan çalışmalarda elde edilen bulgular halkın anlayacağı şekilde anlatılıyor. Özellikle gençleri ve çocukları bu alanlara teşvik etmek için çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Popüler bilimin gücünü kullanarak insanlara bilimin eğlenceli yüzünü sevdirmeyi çalışıyorlar.

Venüs’ü gözleyen kız izci grubu (Kaynak: SETI)

Drake Denklemi

Şimdi gelelim ana meseleye yani SETI’ye. SETI kelimesi “Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması” nın kısaltılmış halidir. Evrende, özellikle kendi gök adamızda bizden başka var olabilecek canlı yaşamının aranmasıdır. Elbette meşhur Drake Denklemi sayesinde evrende akıllı yaşamın olasılığı üzerine birkaç fikrimiz oluyor. Denklem temelde yedi parametreden oluşuyor:

N’yi kendi gök adamızda bulunan akıllı yaşam bölgesi olarak seçersek;

N = R × fP × ne × fl × fi × fc × L

  • R = Yılda gök adamızda yıldızların doğma oranı
  • fP = Gezegensel sisteme sahip yıldızların oranı
  • ne = Yaşam için uygun olan yıldız sistemi başına düşen gezegen sayısı
  • fl = Bu tür gezegenlerde yaşamın olma ihtimali
  • fi = Bu yaşamın akıllı yaşama evrilmiş olma ihtimali
  • fc = Var olan bu akıllı yaşamın teknoloji üretebilme kapasitesi
  • L = Böyle bir toplumun ortalama ömrü

Teoride çok basit gözükse de iş pratiğe gelince her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Denklemin sahibi N değerini 10.000 civarında olabileceğini savunurken Carl Sagan bunun milyonlar mertebesinde olabileceğini tahmin ediyordu. Hatta bazı astronomlar da bu değerin bir olduğunu yani sadece bizim var olduğumuzu söylüyor.

Drake Denklemi (Kaynak: SETI)

Evrende Yalnız mıyız?

Rokete atlayıp gidebileceğimiz en yakın yıldız sistemi bile bize 4,3 ışık yılı uzakta olduğundan her ne kadar teknolojimiz ilerlemiş olsa da yıldızlararası seyahatin çok uzun zaman alacağından ve bir o kadar da maliyetli olacağından şu anlık sadece uzayı dinlemekle yetiniyoruz. Radyo dalgaları evrendeki gaz ve tozu aşıp bize ulaşabildiği için onu dinlemek adına kocaman çanaklı dev antenler kullanıyoruz. Elektromanyetik tayfın en uzun dalga boyuna denk gelen radyo sinyallerini yakalamak için 42 adet 6 metre çapında radyo teleskopları 7/24 uzaydan gelebilecek bir sinyali yakalamak için gökyüzüne dönük bir şekilde bakıyorlar. Şu ana kadar elle tutulur bir sinyal bulunamadı. Fakat bilim insanlarının vazgeçmeye niyeti yok. Hala bir sinyal alamamış olmamızın sebebi ise birkaç teoriyle açıklanıyor. Buna “ürkütücü sessizlik” diyorlar ve antenlerin yeterince hassas olmaması, aynı frekansı tutturamamış olmamız, gökyüzünde yeterince alanın dinlenmemiş olması gibi sayısız sebepleri sayıyorlar.

Peki, bir sinyal ya da belirti bulunursa ne olur? Panik yapmayın! SETI’dekiler bunu bizimle paylaşacaklar. Herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığı için bu haber olabildiğince hızlı bir şekilde kamuoyuyla paylaşılacak.  Alanında uzman bilim insanlarıyla gelen sinyal incelenecek ve uluslararası toplum onay verirse bu sinyale geri dönüş yapılacak.

California’da bulunan Allen Teleskopları (Kaynak: SETI)

Sadece biz mi evreni dinliyoruz? Meşhur Arecibo mesajına bir göz atalım. Bu mesaj bir zamanlar Dünya’nın en büyük radyo teleskobu olan Arecibo’dan 1974 senesinde bizden yaklaşık 21.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan M13 küresel yıldız kümesine gönderiliyor. Sıfır ve birlerden oluşan mesaj yedi parçadadır ve her parçada bizim hakkımızda bilgiler saklıdır. Bu parçalar; 1’den 10’a kadar olan sayıları,  DNA’nın yapısını, Dünya’daki insan nüfusu ve insan formunu, Güneş sistemini ve mesajın gönderildiği teleskobu anlatır.

Arecibo Radyo Teleskobu (Kaynak: Arecibo Gözlemevi)
Arecibo mesajı (Kaynak: SETI)

Arecibo teleskobundan anlatmışken “Contact” filminden bahsetmemek olmaz. Ülkemizde 1997 yılında vizyona giren bilimkurgu türündeki film, SETI projesinde çalışan bir astronomun Dünya dışından sinyal almasıyla mesajın peşinden gitmesini anlatıyor. Olası bir keşifte belki de yapılabilecek en doğru hareketi yapıyor.

Mesaj filminin posteri (Kaynak: IMDB)

Tüm bu yaşam arayışının içinde biz yine de mesajımızı verelim: “Şu anlık başka bir B gezegeni yok ve Dünya bizim tek evimiz. Onu yaşanılabilir kılmaya devam edelim.”


[1] UFO (Unidentified Flying Object): Tanımlanamayan uçan daire.

[2] Search for Extraterrestrial Intelligence

Source
https://www.nasa.gov/ameshttps://www.seti.org/https://www.imdb.com/title/tt0118884/?ref_=nv_sr_srsg_0

Hande Çendik

Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde okuyorum. Doğaya hayran olduğumdan fen bilimlerine ayrı bir ilgi duyuyorum. Bilim kurgu ve fantastik türünde eserler her zaman kitaplığımı süslemiştir. "Bilim toplum içindir" ilkesini benimsediğim için bilgiyi tüm insanlığa ulaştırmayı hedefliyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button