PsikolojiTeknoloji

Öğretim Görevlisi Dizüstü Bilgisayarları ve Akıllı Telefonları Alıp Öğrencileri Bir Araya Getirdi

Çeviren: Esranur Maral                            Düzenleyen: Ümit Sözbilir

Özet: Danimarka Üniversitesindeki bir öğretim görevlisi tartışma derslerinde ekran kullanımını yasaklayan bir deney yaptı. Böylelikle öğrenciler derslere daha çok katıldılar ve fikirlerini birbirleriyle paylaşma ihtiyacı duydular.

Yapılan yeni çalışmada; Kopenhag Üniversitesinden (UCPH) bir araştırmacı ve Aarhus Üniversitesindeki meslektaşları daha fazla öğrenciyi, daha iyi katılımı ve daha derin öğrenmeyi içeren çalışmanın sonuçlarını çözümledi. Öğretimin çoğunun dijital olarak gerçekleştirildiği ve üniversite konferans salonlarının genellikle dizüstü bilgisayar ekranlarıyla aydınlatıldığı bir zamanda, öğretimin tamamının yaklaşık 20 yıl öncesine kadar kâğıt ve kalemle yapıldığını hayal etmek zor olabilir.

Dijital teknoloji, özellikle çok sayıda öğrencinin uzaktan çalışmaya zorlandığı korona dönemlerinde birçok avantajı ile eğitimde önemli bir varlık oluşturmaktadır. Ancak sınıftaki dijital teknolojinin dezavantajları da yok değil. Öğrencilerin yaşadığı konsantrasyon (yoğunlaşma) ve dikkat eksikliği Danimarkalı bir öğretim görevlisinin dikkatinden kaçmayacak kadar fazlaydı.                                                     

Kopenhag Üniversitesi Fen Bilimleri Bölümünde doktora sonrası araştırmacısı Katrine Lindvig bu durumu, “Bir öğretim görevlisi, öğrencilerinin dizüstü bilgisayar ve akıllı telefonlarında sosyal medyayı kullanmalarının dikkatlerini dağıttığını ve daha derin öğrenmeye ulaşmalarını engellediğini hissetti. Sonunda, yılgınlık öylesine büyük bir hâle geldi ki tartışma derslerinde tüm ekranların kapatılmasına karar verdi.” diye açıkladı.                         

                                          
Aarhus Üniversitesi araştırmacıları Kim Jesper Herrmann ve Jesper Aagaard, öğretim görevlisinin ekransız derslerine ilişkin 100 üniversite öğrencisinin değerlendirmelerini çözümledi. Bulguları, analog öğretim hakkında şunu söyleyen yeni bir çalışma ile sonuçlandı: ‘‘Öğrenciler derse katılmaya kendilerini mecbur hissettiler ve bundan hoşlandılar. Bir cevap ya da belli bir kuramcı hakkında daha fazla bilgi almak için Google’dan arama yapmak aniden imkânsız hâle geldiğinde bir grup olarak etkileşimde bulunmaya ve fikirlerini paylaşmaya ihtiyaç duydular. Bu onların katılımlarını ve varlıklarını artırdı.’’ dedi Katrine Lindvig.                                               

Dikkat Dağınıklığı Olmadığında Daha Derin Öğrenmeyle Meşgul Oluruz 

Telefonlarımız ve bilgisayarlarımız saklandığındaki bu derin etkileşimi ve mevcudiyeti ne açıklar? Katrine Lindvig’e göre cevap beynimizin yapısında yatıyor: ‘‘Pek çok araştırma, insanların aynı anda birden fazla işi yapamayacağını gösteriyor. Bir işten diğerine geçebilsek de bunu yapmak işlerin genellikle daha yavaş tamamlanması ile sonuçlanır. Vakaları ve kuramları diğer öğrenciler ile tartışmak gibi yalnızca bir şeyin olduğu bir alan yaratırsak o zaman bu durumda beynin en iyi olduğu şeyi yaparız ve beynimiz tarafından ödüllendiriliriz.                                            

Dahası, daha analog bir yaklaşım daha derin öğrenmeye yol açabilir. Burada kişi, sadece sınavdan hemen sonra ortadan kaybolduğunu görmek için bir şeyler ezberlemek zorunda kalmaz. Lindvig’e göre: ‘‘Öğrenme ve özellikle derin öğrenme, bir kişinin okuduğunu önceki edindiği bilgilerle karşılaştırması ile ilgilidir. Sınavı geçmek uğruna öğrenmek yerine kişi bu şekilde kendisini geliştirebilir ve farklı düşünebilir. Kişi, metinleri diğer öğrencilerle tartışırken derin öğrenmenin başarılmasına katkıda bulunan çeşitli bakış açılarına maruz kalır.’’                                                        

                                                                                                                                   
Taş Devrine Dönmeyeceğiz       

‘‘Facebook, Instagram ve kısa mesajların konsantrasyonu (yoğunlaşmayı) azaltmadığı derslere katılmanın sayısız avantajı olsa da dezavantajları da vardır. Birçok öğrenci el yazısıyla not alma konusunda o kadar da hevesli değildi.’’ diyor Katrine Lindvig. ‘‘Daha sonra notlarında arama yapamamaktan yoruldular ve devamsızlık yapan öğrencilerle notlarını seve seve paylaştılar.’’ diye ekliyor. Bu nedenle, Lindvig’e göre mesele ‘‘ekranların olması ya da olmaması’’ değil, ekranların öğretimle yararlı bir şekilde nasıl bütünleştirileceği ile ilgilidir. Onun ifadesiyle: ‘‘Taş Devrine dönmeyeceğiz.’’                                                                                     

‘‘Bu durum, öğretim türünü ve içeriğini en iyi destekleyen yapının belirlenmesi ile ilgilidir. Bizim durumumuzda, tartışmanın amaçlandığı derslerde ders boyunca ekrana bakmak kısıtlandı. Bu oldukça mantıklıydı çünkü insanlar ekranlara gömülmek yerine birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarında iletişimin geliştiği inkâr edilemez.’’ dedi Katrine Lindvig.

Ekranların önemi hakkında şunları ekliyor: ‘‘Doğası gereği esasen tek yönlü olan dersler söz konusu olduğunda öğrencilerin sınavlara daha iyi hazırlanmış hissetmelerine yardımcı olmak için dizüstü bilgisayarlarda not almaları son derece iyi olabilir. Ayrıca daha kapsamlı dersler sırasında etkileşimi artırmak için öğrencilerin ekranlarından yararlanabiliriz. Bu, araçları görevlerle eşleştirmekle ilgili tıpkı bir çekicin çivi çakmak için demir testereden daha iyi çalışması gibi.’’

Haber Metni
https://www.science.ku.dk/english/press/news/2020/lecturer-takes-laptops-and-smart-phones-away-and-musters-student-presence/

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu